19 Mayıs vesilesiyle altını çize çize hatırlatmak lazım

Mustafa Kemal, Samsun’a çıktı.

Bekir Sami, bigün sonrasında Bandırma’ya geldi.

Bekir Sami (Günsav)

Mehmet Şefik (Aker)

Kazım (Özalp)

Kuvayı Milliye’yi Ege bölgesinde köy köy örgütleyen üç tehlikeli sonuç albaydı.

Bandırma’da her yer Yunan bayraklarıyla donatılmıştı.

Kuvayı Milliye’nin, Bekir Sami’nin ağzından tarihteki ilk emri şu oldu “Hepsini indirin, yoksa hepinizi o bayrakların yerine asarım!”

Dehşet dengesi işte bu şekilde kuruldu.

Korku bulaşıcıydı.

Cesaret de öyleki.

Yörük Ali efe’yi ulusal mücadeleye katılmaya albay Şefik ikna etmişti.

Demirci Mehmet efe’yi de.

Her çetenin başlangıcında namlı bir efe vardı.

Fakat aslen, her müfrezeyi bir “subay” yönetiyordu.

Efeler mangal yürekliydi, şüphesiz.

Fakat maalesef, okuma yazma bile bilmiyorlardı.

Bir tek küçücük vurkaç’ları başarıyla yapabiliyorlardı.

Tertipli orduya karşı planlı harekat düzenleyebilmeleri imkansızdı.

Subaylar, işte bu harekatları organize ediyordu.

Ordu lağvedilmişti, er yoktu.

Fakat, dünyanın en tecrübeli subay ekibi dipdiriydi.

Çanakkale’den Hicaz’a, Galiçya’dan Yemen’e, Libya’dan Sarıkamış’a kadar, üç kıtada vuruşmuş, harp tecrübesi oldukça yüksek olan 15 binden fazla subay, Anadolu’ya geçmişti.

“Er” ihtiyacını karşılamak için efeleri organize ettiler.

Efe/zeybek çetelerinin, Osmanlı ordusunun başına iyi mi dert bulunduğunu oldukça iyi biliyorlardı, Yunan ordusunun bu gayrinizami harp’le başa çıkamayacağını hesaplamışlardı.

Tertipli ordu kurulana kadar, zeybekleri “er” olarak kullandılar.

Hücum ve savunmayla ilgili tüm taktik ve stratejik harekat planlarını subaylar yapıyor, işin şanı şöhreti efe’lere bırakılıyordu.

Yörük Ali efe’yi yüzbaşı Şükrü yönetiyordu.

Gökçen efe’yi yüzbaşı Yakup yönetiyordu.

Toplam 20 bin zeybek vardı.

Zeybek taburlarına yüzbaşılar komuta ediyordu.

Top bataryalı zeybek alaylarını binbaşılar yönetiyordu.

Efe’ler Mustafa Kemal’le temas kurabiliyordu.

Sadece, eğer telgraf çekeceklerse, kendi bünyelerindeki subayların şifresini kullanmak zorundaydılar, telgraf şifreleri efelere verilmiyordu, şifreler yalnız kuvvacı subaylarda vardı.

Yörük Ali efe’nin ilk başarısı, Malkoç baskınıydı.

100 kişilik Yunan karakolu hedef alınmıştı, makineli tüfeklerle güçlendirilmiş kale benzer biçimde karakoldu, Malkoç deresi üstündeki köprüyü koruyordu, İzmir-Aydın demiryolu bu köprüden geçiyordu, Yunan lojistiği için yaşamsal önemi vardı.

Harekat planını albay Şefik yapmış oldu.

Müfrezelerde altı subay vardı.

Subaylar da mor cepkenli zeybek giysisi giymişti.

Demiryolu köprüsünü havaya uçurmak için ayaklarına dinamit bağlanması gerekiyordu, zeybeklerin patlayıcı madde bilgisi yoktu, dinamitleri teğmen Zekai yerleştirdi.

Köprü imha edildi.

Yunan karakolu topyekün imha edildi.

Baskının şanı Yörük Ali’ye bırakıldı.

Çete Ayşe, kıllıoğlu Hüseyin efe, mavro Ali efe, Mestan efe, salavatlı Halil İbrahim efe, dokuzun Mehmet efe, kör Mehmet efe Subayların kati emri vardı, yerli Rumlara asla dokunulmayacaktı, Yunan’ın bizlere yaptığını, biz Rumlara yapmayacaktık, efeler bu emre itaat etti, kurmay disiplinli bu buyruk komuta zinciri yardımıyla, Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar bir tek Rum köyü bile basılmadı.

Malkoç’tan sonrasında ikinci büyük baskın, gene Aydın’da Erbeyli İstasyonu’nda yapılmış oldu. Teğmen Kadri örgütledi. İstanbul çocuğuydu, aslen Muğla’da görevliydi, zeybeklerden “Serdengeçtiler Müfrezesi” kurmuştu, takviye olarak Aydın’a gelmişti, Erbeyli istasyonunu kışla olarak kullanan Yunan birliğini topyekün imha etti.

İzmir’in ilk direniş müfrezesi, Ödemiş’teydi, “Yiğit Ordusu” adında olan zeybeklerden oluşuyordu, yüzbaşı Tahir komutasındaydı.

Ayvalık’taki “ilk kurşun savaşı”nı yarbay Ali Çetinkaya yönetti, emrindeki 172’nci alayı yöredeki zeybeklerle birleştirmişti.

Kuvayı Milliye’yi Ege bölgesinde Mustafa Kemal adına örgütleyen en üst düzey komutan, Ali Fuat paşaydı. Ege’deki tüm zeybek müfrezelerini yöneten subaylar, Ali Fuat paşaya bağlıydı.

İstanbul’da Mim Mim Grubu kuruldu.

Yeraltı haber alma teşkilatımızdı.

Lideri, Topkapılı cambaz Mehmet’ti.

Sustalı, tabancalı üç bin elemanı vardı.

Topkapılı cambaz Mehmet, resmi olarak albay Neşet bey’e bağlıydı, Neşet bey de albay İsmet’e (İnönü) bağlıydı.

İngiliz istihbaratı, İstanbul’a yerleşen Beyaz Rus subaylarını gözüne kestirmişti, Kuvayı Milliye’ye karşı kullanmayı denediler.

Sadece, bu teklifi kabul eden Rus bulamadılar.

İstanbul halkı sığınmacı Ruslara kucak açmıştı, iki millet içinde asla problem yaşanmıyordu, işgal askerlerine karşı büyük bir nefret varken, Rus mültecilerin kılına bile zarar verilmiyordu, sığınmacı Ruslar işte bu yüzden Türklere büyük sempati duyuyordu.

İngiliz istihbaratını reddetmelerinin temel duygusu, buydu.

Fakat

Sovyet istihbaratı Rus mültecilerin arasına sızmayı başarmıştı, İstanbul’da rahatça etkinlik gösteriyorlardı, İstanbul’daki Sovyet casus şefi “Kasım” adını kullanıyordu.

Petersburg’ta düzmece sterlin basıyorlar, bu düzmece banknotları İstanbul’da piyasaya sürüyorlardı, Beykoz’da Sovyet istihbaratının hücreevi vardı, oldukca kaliteli baskı makinelerine sahiptiler, Anadolu’ya geçmeye çalışan Türk subaylarına düzmece geçişlik hazırlıyorlardı.

Kasım kodadını taşıyan Sovyet casus şefi, Mim Mim’in komutanı yüzbaşı Neşet’le eşgüdümlü çalışıyordu.

Bir yıl sonrasında gene İstanbul’da Hamza Grubu kuruldu.

Askeri haber alma teşkilatıydı.

Hazreti Hamza’nın kuvvetinden, cesaretinden esin alınmıştı.

Mim Mim Grubu görevini layıkıyla yerine getirmişti, artık askeri hiyerarşide etkinlik gösterecek kurumsal teşkilata geçilmişti, Genelkurmay’a bağlıydı.

Lideri yüzbaşı Neşet beydi.

Eminönü merkez üssüydü.

Hamza Grubu ondan sonra Felah Grubu adını aldı.

Felah Grubu’ndan yüzbaşı Kemal bey’in Fransız istihbaratından elde etmiş olduğu bir harita, Kurtuluş Savaşı’nın en kıymetli haber alma çalışmalarından biri oldu.

Zira bu harita, Yunan ordusunun Ege’de konuşlandığı tüm noktaları, tüm tahkimatı, tüm lojistik yollarını gösteriyordu.

Felah Grubu’nun en mühim görevlerinden biri, Anadolu’ya geçen subay, astsubay ve sivillerin aileleriyle ilgilenmekti.

Ulusal mücadelenin yazılmayan oldukca mühim yönlerinden biridir bu.

Felah Grubu, İstanbul’da kalan ailelerin ekonomik sıkıntılarıyla ilgileniyor, gerekirse maddi yardımda bulunuyordu.

Hastalık olursa, hekim sağlanıyor, ameliyat ettiriliyorlardı.

Vefat olursa, kendi ailelerinden biri vefat etmiş benzer biçimde, defnedilene kadar, son göreve kadar cenazeyle ilgileniyorlardı.

Mayıs 1919’da Anadolu’ya geçip, 9 Eylül 1922’ye kadar, Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar ailesini göremeyen subaylar vardı.

Gavur Mümin.

Mustafa Kemal’le Trablus’tan tanışıyorlardı.

Yaşamının her aşamasında “insan biriktiren” Mustafa Kemal, hemen hemen 22 yaşlarında bir genç olan Mümin’in adını orada not etmişti.

İzmirliydi.

Yunan işgali başladığında İzmir’deydi.

Düzmece kimlikle Yunan subaylarıyla ilişki kurdu, devletine öfkeli bir görüntü veriyordu, intikam duygusuyla işbirlikçi olduğu düşünüldü.

İzmir halkı ona diş biliyordu.

Yunan tarafına geçmiş olduğu için “gavur” lakabı takılmıştı.

Oysa, canını ortaya koymuş bir yurtseverdi.

Mustafa Kemal’in çekirdek ekibindeki haber alma elemanıydı.

Vatan haini yaftasını göze almıştı.

Yunan tarafına çalışıyormuş benzer biçimde görünüp, Yunan karargahından yaşamsal bilgiler sızdırıyor, şifreli telgraflarla Ankara’ya aktarıyordu.

Neticede deşifre oldu.

Tutuklandı.

Atina’ya götürüldü, sorgulandı, ilkin hapishaneye, sonrasında tutsak kampına konuldu, idama mahkum edildi.

Tam o sırada harp sonlandı, kılpayı kurtuldu, idam cezası müebbete çevrildi, 1923 yılındaki tutsak değişimi esnasında, bizzat Mustafa Kemal’in hususi takibiyle, Yunan başkomutanı Trikupis’e karşılık geri alındı.

İstihbarat efsanemiz Mümin, subaydı, üsteğmendi.

“Bahriye kaçakçı müfrezesi” kurulmuştu, Karadeniz’de etkinlik gösteren Kuvayı Milliye donanmasıydı, Rusya’dan İnebolu’ya tabanca ve cephane taşıyan kahraman teknelerimizdi.

Karargahı Ankara’daydı.

Yüzbaşı Ahmet Şevket bey tarafınca yönetiliyordu.

Adana direnişini albay Nuri (Conker), Kozanoğlu kodadıyla binbaşı Doğan, Aydınoğlu Tufan kodadıyla yüzbaşı Osman Nuri, Tekelioğlu Sinan kodadıyla yüzbaşı Ratip örgütledi.

Antep direnişini Kılıç Ali kodadıyla üsteğmen Asaf, Polat paşa kodadıyla yüzbaşı Kamil, Şahin bey kodadıyla teğmen Mehmet Sait örgütledi.

Maraş direnişini albay Nuri Conker’le beraber Yörük Selim kodadıyla yüzbaşı Salim örgütledi.

Urfa direnişini Namık kodadıyla binbaşı Ali Saip örgütledi.

19 Mayıs vesilesiyle altını çize çize hatırlatmak lazım

Bu milletin silahlı gücü, ordusu lağvedilmişken bile, ordusunun muvazzaf subaylarıydı, muvazzaf astsubaylarıydı.

Bu milletin silahlı gücü, ordusu lağvedilmişken bile, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin emrindeydi.

Bu milletin silahlı gücü, ordusu lağvedilmişken bile, meşru güç kullanma hakkını Anayasa’dan alıyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Anayasa’yı, Türk silahlı kuvvetlerini dönem dışı bırakarak, adeta yok sayarak, silahlı güç haline getirilen, gayrinizami harp eğitimini, devletin tabanca ticaretini üstüne alan Sadat denilen yapı Bu milletin, düşman işgali altındayken bile, ordusu lağvedilmişken bile görmediği bir yapıdır.

Tarikat-cemaat-zırcahil atmosferinin ürünü olan bu garip yapı yüzünden, internasyonal harp suçlusu haline getirilirsek, kimse şaşmamalıdır.

aip2(‘pageStructure’, {“pageType”:”other”,”pageCategory”:”sozcu”,”pageIdentifier”:””}, ‘https://www.sozcu.com.tr/rss/tum-haberler.xml’);var aip2_pageCategory = “sozcu”;

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.